köpek dişi

                                               

                                   "tüfek, güzel, beyaz bir kuştur"


Başını güzel sabunla derdi annem
Baştan kokan balıktı, bunu ona söylemedim

Selim’in formasını vermişlerdi bana
Boş tribünlerin yıldızıydık
Hiç atılmayacak konfetileri bekliyor
Hayranlıkla bakıyorduk yediğimiz çalımlara
Tek kupası yalnızlık olacaktı müzemizin
Çıkış tünelinde birbirimize sarılıp ağladık

Bu acıklı anı muhalefet basını görmedi
Devrim türkülerinde de yer bulmadı
Birbirimizin cenazesini
Gene kendimiz kaldıracaktık
Bu umutla hazırlandık ikinci yarıya

Arkası yarınlar, radyo skeçleri
Fotoromanlar, resimli mektuplar…
Mendili kapan hırsız
Şah diyen şüpheliydi
Hepimiz piyon, hepimiz ülserdik
Zincirlerimizden başka kaybedeceğimiz
Güzel gözlü, kötü huylu sevgililerimiz
Bir başka tapınağın havarileriydi
Kimi yağmura teşekkür etti kimi akrebe
Anahtar, kapıyı kıranın cebindeydi

İlk yalanı kim söyledi?
Kim inandı buna?
Yeşil, belki de mavidir
Kırmızı hiç yaşanmamış
Sarı sadece bir taştır
Mor her zaman kadındır
Bazen dudağı, bazen gözü, bazen…
Sustuğu
O zaman çocuklar kimdir?
Oyun oynanmış
Ebeler duvar dibine çökmüş
Akan sular durmuş
Sizi gerçekten boğazlamak istiyorum sayın yargıç
Dediğimde
Sır nedir?
Sadakat, sistir o halde
Devrim…
Devrim istiridyedir
Menşeviktir
Kaleler Troçkist
Çimler Jakoben
Faşizm
Gülümsemektir.

Sonu başa koyalım
Bozalım oyunu
Haklı bir gururla çıkalım sahadan
Kaybettiğimize üzülenler
Kazandığımızda sevinmesin.








İmha




Saflığıma verin
Ben her şeyi
Kendimden öncekine kaybettim
Sonrakine borçlandım
Aldırış etmedim
Üşümeyi öğrendiğim gün kapanmış
Size çıkan yollar, sayfalar

Ölmenin de bir tarzı vardır
Bütün gülümsediklerinizden kuşandığı
Bunu en çok Geyikler bilir
İhanetine küsenler
Bozgununu şaka zannedenler
Kibriyle susup öfkesiyle baş edebilenler
Yaşamak için birbirinize iyi nedenler verin

Çok oldu
Bildiğim her şeyi unuttum
Küçük bir takanın kıçında bıraktım hepsini
Demirlik yerinde
Denizin merhemine
Ayın karanlığına emanet ettim
Sabah yeli
Poyraz kırıntısı
Misina gürültüsü
Yelken basılacak gün değil!
Mazeretim var mahal yok endişeye
Yeri geldiğinde yaşlı bir kurt gibi çıkarım inimden
Bozarım lütfunu kıyametimin
İki kalp arasında kurulmuş tuzakları patlatarak
Koşarım imha’ma
Siz ‘safmış’ dersiniz
Ben lanetime yorarım
‘sakarmış’ dersiniz
Bileğimi büken cesaretimdir oysa

Mecburum, söylemeliyim:
Şimdiki zaman hiç yaşanmadı
Bir varsayımdı birbirimize baktığımız anlar
Duyduğumuz sesler alıntı
Işık oyunu gördüğümüz siluetler
İçimizden geçenler ise…
O mesele çoktan kapandı

Her itiraz
Toplu bir intihar ihtimali
Sirenlerini kapattı ambulanslar
Sela’lar sustu
Son sözler yanıldı
Cenaze merasimine katılanlar
Ölü taklidi yapan melekler
Şimdiki zaman demiştim
Hiç yaşanmadı, yanılmış olabilirim:
Matematiksel bir eğridir Umut
Katsayısından Akbabaların ürperdiği

İmha bir irtifadır
İntifada
Yalnızlık sürekli bir ölüm.




Blog Arşivi