İlk Aşk





İşten çıktın. Ne bok yiyeceğini bilemez durumdasın. Paran yok, aşk yok, umut yok! Bu yaştan sonra yeniden düzen nasıl kurulur, "adam" olunur bilemiyorsun. Ölümün bir tür çaresizlik hali olduğunu kavramaya başladın. O son nefese giden yoldan haberdarsın artık. Bunu bilmek seni ürkütmüyor, bilakis, terapi etkisi var. Karşı koyamayacağın muazzam bir gücün bilgisi, seni rahatlatıyor.
Vapur iskelesine doğru yürüyorsun; üç beş köpek, bir iki ağaç, siktiri boktan arabalar... Bunca kalabalık, bunca yaşantı arasında herhangi birisin. Seni özel kılacak bütün fırsatları teptin. Parlayan yıldızını yıllar önce bile isteye söndürdün. İtaat eden ile komut veren arasında kurduğun o şaşırtıcı denge, seni kendi sularında boğdu nihayet. Cinsiyetler üstü bir kimliğe indirgedin kendini. İktidarla arandaki son kavgayı bu cephede verdin. Sonuç ortada: İnançsızlık, seni kimsenin bulamayacağı bir uçuruma sürükledi. Buradan çıkış yok! Senin zaferin de buymuş demek ki…
Hilton Oteli’nin önünden karşı cenaha geçip Pasaport’a doğru ilerliyorsun. Canın fena halde rakı içmek istiyor. O sıra fark ediyorsun Lale’yi… Sapsarı saçlarını düşüncelere vurmuş sana doğru ilerliyor. Fakat sen henüz onun Lale olduğunu bilmiyorsun. Önce göz göze geleceksiniz, sen gözlerinin içine bakıp gülümseyecekmiş gibi yapacaksın. Sana hiç aldırış etmeden başını çevirecek zannedeceksin. O ise dibine kadar sokulup "Önderr"diye minik bir çığlık atacak. Kafan, hafızan allak bullak olacak. Sen o manasız bakışlarını kaçıramadan elini yüzünde şımarıkça dolaştırıp "ben iki yıldır seni arıyordum güzelim, görüyor musun şu Allahın işini” diyecek…
İki yıldır seni arayan bu kadını tanımıyorsun. Daha önce hiçbir yerde görmedin. Sesi, bildiğin sesler arasında yok. Yüzünün çizgileri, gözlerindeki mana hiçbir şey ifade etmiyor. Fakat bunu seslendirebilecek gücün de yok. Belli ki o seni tanıyor. İki yıldır seni arıyor. Seni bulduğu için mutlu. O kendi gözlerine, sen onunkilere inanamıyorsun. Ağzında bir şeyler gevelemeye çalışırken "ne iyi ettim de seni buldum, hadi gel sana rakı ısmarlayayım da kendine gel" diyor.
Lale senden biraz uzun. Bodrum sandaletlerinden taşan parmakları bile şahane hatunun. Yol boyu koluna abanıp duruyor bir şeyler anlatırken. Annenin ölümüne çok üzülmüş. Sana bir türlü ulaşamamış. Cezayir’deymiş o sıralar... Haberi Cem’den almış.
İnsanın annesi öldüğünde bütün bir çocukluğunun da öldüğünü söyleyemedin ona. Sessizliği bir mateme nizam ettin. Gene de iyi geldi sana Annenin anılması. Sıradan bir başsağlığından ziyade, sahici bir dokunuş hissettin Lale’de.
Kordon’daki birahanelerden birine oturup rakı söylüyorsunuz. Rakısına su istemiyor. Peynir, kavun, bir iki meze, şaka gibi bir masa, şaka gibi bir bilmece kuruluyor orta yere… Yüzünü yüzüne yaklaştırarak konuşuyor. Lale mesafesiz. Mimiğini ellerine, bacaklarına, dudaklarına, tüm bir vücuduna sınırsız bir özgürlükle taşıyor. Bir sonrasını değil de o anı çekici kılıyor. İkinci düğmesi masaya oturduktan sonra açılmış bluzuna ne zaman baksan utanasın geliyor…
İki yıldır Latin Amarika’daymış. Şili, Kolombiya, Peru... Alternatif yaşam projelerini destekleyen uluslararası bir örgüt için çalışıyormuş. Ertesi sabah otobüsle önce Bodrum’a oradan da Kos’a geçecekmiş. Örgütün Yunanistan, Türkiye, Latin Amerika arasında kurulan konseyinde çalışmalar yapılacakmış…
Bir 50’liği orada devirip gene Lale’nin ısrarıyla Gazi Kadınlar Sokağı’ndaki barlardan birine atıyorsunuz kendinizi.  Saat senin kaldıramayacağın kadar geç. Eve gidip bir an önce uyumak istiyorsun. Fakat eşiği aştın. Artık sarhoşsun. Ne yapsan yeridir. Elini mi tutmak istiyorsun? Tutabilirsin. Dudaklarından öpmek mi istiyorsun? Öpebilirsin…  O çok hoş bulduğun bacakları var ya…

Sabah uyandığında hiçbir şey hatırlamıyorsun. Bir otel odasında olduğun kesin. Perdelerin arasından süzülen yumuşak ışık seni rahatlatıyor. Bar tamam. Ama sonrası sende yok. Bu otel odasına nasıl geldiniz, sonra neler oldu, Lale şimdi nerde?

Elini yüzünü yıkamak için kaykıldığında fark ediyorsun komedinin üstüne bırakılmış notu. Adını nottaki imzadan öğreniyorsun Lale’nin. Notun yanına iliştirilmiş bir miktar parayı cebine koyup terk ediyorsun Yeni Kütahya Oteli’ni…

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Blog Arşivi