Yanar Karaköy İskelesi Kurtulur Balıklar



salonun ortasındaki piyano gibi duruyordu yalnızlık
camlar mevsimin ilk yağmuruyla kırılıyordu
ıslanıyordu portren, saçlarım
daha dündü verdiğim kararlar.
kendimi yağmurdan ayırarak
yalnızlığımın tuşlarına vuruyordum
her ses kederli ayrılıklar tutuyordu içimde
bir yanım karaköy iskelesinde yolcular uğurlarken
öte yanım son kalkan vapura atıyordu kendini
camyüzümdü bekleme salonunda yağmura itiraz eden
verdiğim kararlardı bırakacağım denize
oysa içimdeki vinçlerle kaldırıyordum hayatta kalma isteğimi
sisler arasında çarpışan iki tekneden
arta kalanlarla anlıyordum:
            rastlantı hatır sayılırdı aramızda

vapurlar boş kalkıp boş yanaşırdı rıhtıma
el sallayan insanlar olurdu
kendimi yağmurdan ayırarak güverteye geçecektim
güverte hüznümün yarısıydı
rüzgârda savrulan ağaçlar gibi duruyordum eşikte
piyano tuşlarına vuruyordum
(yalnızlığımın tuşlarına)
öyle bir dengeydi ki; aramızda her son söz
denizin dalgalarında nöbet tutan fenerlerdi
o çırpıntıda seni arıyordum

balıkçının livarını doldurma uğraşıydı umut
aynı umuttu
dudaklarındaki iğne yırtıklarıyla birbirine sokulan
ve kaygan pullarıyla denizini arayan balıkları
balıkçıdan ayıran

senle ben arasında yanaşmaydı karaköy iskelesi
yeniden başlardı hayat
yolcular balık ekmek satın alırdı
çiçek pasajına kadar kalbim, kalbine çelik halatlarla bağlanırdı
yeniden karaköy iskelesi
çımacı önce seni savururdu vapura
sonra beni atlar
geceyi bir perde gibi gererdi aramıza

gece hep ıslak olurdu
beyaz bir ışık gibi inerdi güne
kendime alıştırarak söylerdim o zaman
yürümekte olduğun sokakların
çoktandır unutulmuş olduğunu

son kalkan vapurdan
            seni böyle uğurlardım

hatırlayabildiğim her şeyi gözden geçirirdim
gözden geçirmek sere serpe bulmaktı vücudunu
dokunmaktı ilişkinin lacivert sularına
oysa bu antre zamanın içimizde durduğu gibi
tutmuyordu gidişini
sen yokmuş gibi gelirdin
ezberimde kalan son cümleyi
silerdim teninde

ama bir karar almıştım, o güverteye çıkmalıydım
senin mezopotamya kültürün
atlasların bilmediğim öykülerini fısıldıyordu
bir gitar sesi gibi açılıyordu sayfalar
kendimi bu bitişiklikten alıkoyamıyordum
her seferinde uzaklaştırdığım üşüme isteğim
kendine kusursuz hikayeler ediniyordu
böylece seni izliyordum

ama bir karar almıştım, o güverteye çıkmalıydım
senin mezopotamya kültürün
atlasların bilmediğim öykülerini fısıldıyordu
bir gitar sesi gibi açılıyordu sayfalar
kendimi bu bitişiklikten alıkoyamıyordum
her seferinde uzaklaştırdığım üşüme isteğim
kendine kusursuz hikayeler ediniyordu
böylece seni izliyordum

bildik bir hikayenin sonu gibi geldin
elinde kibrit, yüzünde keder
ben adres defterime ekliyordum yangını
eğlenceli bir yolculuk olmalıydı
havayı kuşatan koku
dün pulları kaygan bir balığın
dudağını sıyırmıştı



Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Blog Arşivi